Pages

14 Ocak 2014 Salı

MİHMANDAR (İskender PALA)

(Kitabı okumadıysan yorumumu okumamanı tavsiye ederim.)

         İskender Pala ile en son; dimağımızda hoş bir tat bırakan,tarih kokan,aşk tüten "Efsane" bir yolculuk yapmıştık.Yeni çıkan kitabı Mihmandar ile bizi yeni bir maceranın içine attı.Kitabı bitirip kapağını kapattığımızda,zihnimizdeki tarih şemalarının dallanmasının yanı sıra nicedir besinsiz kalan ruhumuzun da doyduğunu gördük.
          İskender Pala kitabına konu olarak;yine tarihten,bizim için çok kıymetli olan lakin kıymetini yeterince idrak edemediğimiz muhterem zatlardan birini seçmişti.Ne de iyi etmişti...Üzerine üç beş cümle etmekten öteye gidemediğimiz o mühim insanların hayatlarını bize anlatmakla kalmamış,onların olaylara bakışlarını,ölçülerini,yanlışlarını doğrularını önümüze ışık etmişti taa ki  aydınlatsın,ışıtsın yolumuzu.Özellikle "Mihmandar" daha bir yol gösterici daha bir rehberdi.Oysa bu yaz Ramazan ayında,ortaokul lise yıllarımdan beri peygamberi anlatan kitap okumadığımı fark edip bir kaç kitap karıştırmıştım.Fakat benim için kuru bilgiden öteye gidememiş,okumak için kendimi zorladığımı fark edip devam edememiştim.Meğer bir yerlerde İskender Pala bu ihtiyaca binaen Mihmandar'ı yazıyormuş; benim için,senin için...
         Dilersen;kitabın bende bulduğu anlamı,etkilendiğim bölümlerden bahsederek anlatmaya devam edeyim.
Bir menkıbe ile başladı kitap ve böylece Ebu Eyyüb'un dedelerinin Yesrib'e yerleşme hikayesi ile yolculuğumuz başlamıştı çöllerde.Kalemi Ebu Bekir alınca peygamberi en yakınından dinleme fırsatı buluyor;anlatan iz sürücü olunca inanmayan bir yabancının gözünden de peygamberimizi görebiliyorduk.Tasvirlerin inceliği sayesinde,yazar Mekke'de Medine'ye göçü yazmamış adeta resmetmiş.Neredeyse çöl kumlarını avucunun içine alacakmışsın gibi.Ya da müşrikler O'nun peşindeyken sen de yanlarındaymışsın gibi...Veya peygamberin devesi Kusva konaklayacakları yeri seçerken Ebu Eyyüp ve eşi Fatıma'nın bekleyişi,geçmek bilmeyen dakikalar,duaların yakarışlara karışarak semaya yükseldiği esna öyle güçlü betimlenmişti ki bir an Fatıma olup o hissiyatın yüreğine çöreklendiğini,oturduğunu hissediyordun,dökülürken dillerden sözler...

"Ey güneş! Ondan daha kutlu bir faniyi hiç izlemedin sen,ve ey yer,ondan daha kıymetli bir hazineyi hiç gizlemedin.O ki gönüller gıdası ruhlar şifası...O ki gözlerin feri,şerefin zaferi...Dudağının değdiği bir güle bin can feda,eline değmiş bir ele cihanca cihan feda.Ey güneş! Ebu Eyyub'un kalbinde vuran küt küt için ve oğluma emzirdiğim helal süt için,aydınlar yolları;devecik eğri basmasın ah ve evime yol bulsun Rasulullah."

Bu hisli bölümden sonra, 45 yıl sonrasına Muaviye dönemine geçmek keyfimi biraz kaçırmıştı.Artık peygamberimizin dönemi bitti, bahsi geçmez sanmıştım fakat yanıldığım sonra anlayacaktım.O'nun dönemi olmasa da O'nun sözlerine layık olabilmek için 80 yaşından sonra onca zorluğa,çetin şartlara rağmen yola düşen Eyyub el-Ensari  Hamed'e verdiği öğütlerle,askere örnek oluşuyla,peygamber sevgisi ile,İslam aşkı ile yolculuk boyunca peygamberimizi yaşatmıştı.Ve beni bu bağlılığı ve aşkı ile düşündürdü.Kendime şu rahatsız edici soruyu sormadan edemedim."Onlar müslüman ise ben neyim,neresindeyim dinin?" Dinin o inceliklerini bir bir,yaşamın içine işlemeyi;dinin,onun yaşamındaki ahenkli duruşunu;somut ile soyutun,madde ile mananın kardeşliğini hiç becerememişimdir kendi adıma... Nedense hiç denk gelmedi o çarkların dişleri birbirine...
       Eyyub el-Ensari her durakta bir fidan diktirerek tabiat sevgisini,sahipli bahçelere el attırmayarak kul hakkını,namazın üzerinde durararak dinin direğini,askerlere gönderdiği yiyeceklerle paylaşmayı hatırlattı bize.Ölümüne kadar da her anıyla peygamberi yaşatmıştı, mihmandarlığına yakışır bir şekilde...
Öte yandan başka bir öykü ilerliyordu kitap içinde.İyi bir İskender Pala okuru bilir ki yazdığı tarihi romanlarda oluşturduğu kurgu karakterler,tarihin dokusunu asla bozmaz,eğreti durmaz,gerçekle iç içedir ama gerçeğin yerini almaz.Önüne gelenin tarihi roman yazdığı,aklına esenin "harem"dizisi çektiği son yıllarda İskender Pala'nın yaptığı az şey değildir aslında ve hatta çok şeydir.Birileri çizgiyi bozmuşken çizgiyi takip etmek,birileri teraziyi bozmuşken dengeyi bulmak....İşte bu denge içinde ilerlettiği hikaye Kallinikos'un hikayesi,Genna'nın serüvenleri...Bu hikayenin sonunda ise Kallinikos da dengesini İslam yolunda bulmuştu keşifleri müslüman askerlere son olsa da.Kitap bittikten sonra Kallinikos hakkında küçük bir araştırma yaptım ve "Bizans ateşi" çıktı karşıma.O yüzden Kallinikos kurgu karakter mi emin değilim.Fakat çok önemi de yok artık çünkü kurgusuyla gerçeği ile söylenişi oksieni anımsatan Oxy-genna'sı ile Eyyüb el-Ensari'nin olmadığı bölümler de zevkle okunacak nitelikteydi.Fakat yine de benim için bu kitap her şeyden önce bir Eyyup Sultan ve aslında peygamberimizin kitabıydı...
Teşekkürler kendindeki bu hissiyatı bize de aktarmakta bencillik etmeyen Büyük Usta'ya...Yazdıklarımı takip edenler bilir sevdiğim kitaplar hakkında konuşmayı severim,sevmediklerim beğenmediklerim hakkında yorum yapmamaya çalışırım.Fakat günümüz yazarları içinde bende yeri ayrı olan iki yazar vardır.Bunlardan biri İskender Pala.Büyük mü konuşuyorum bilmem ama bana göre bizim dönemin Usta kalemidir.Bir sonraki kitabını şimdiden bekleyeceğim,kimin hakkında yazacağını merak edeceğim onun kalemini seven herkes gibi.Yüreğinize kaleminize sağlık....


0 YORUM: